Femdom- Realite- Fantastik
Gecenin bir yarisi baska bir baslikta kendi istegiyle forumdan ayrilmis bir arkadasin iletisini okudum ve uzun zamandir aklimda olan bir konuyu uyumadan once yazmak istedim..
Baslikta tartisilan durumlar Femdom kapsamina giren durumlarla limitlidir.. Bastan belirteyim..
Evet herkesin bir yerde gelip dayanacagi ikilem femdom kavrami fantastik midir yoksa bir gerceklik midir? Ben fantastik oldugunu savunan ve zaten tam da bu yuzden bundan zevk alan biriyim, tarafimi belli etmek adina soyleyeyim..
Femdom neden bir gerceklik olamaz ..
Femdom, kadinin ustunlugu olarak cevrilebilir ya da disinin tahakkumu .. Her iki durumda da ”ubermensch” bir varlikla karsi karsiya kaldigimiz asikar.. Ya da boyle olmasi gerekliligi soz konusudur diyelim cunku benim iddiam tam da aslinda hayatimizda ust-insanlarla karsilasmadigimiz gercegidir..
Devamı »
20 Soru- Mistress Jeanne D’Arc
Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle..
20 soru kosemin bugunku konugu Mistress Jeanne D’Arc ..
Istegimi geri cevirmedi ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..
Tesekkurler Mistress Jeanne D’Arc..
1- en sevdiğiniz kelime?
Kardiamou (Yunanca “kalbim” demek)
2- nefret ettiğiniz kellime?
Malesef…
3- ne sizi heyecanlandırır?
Kan ve kanlı oyunlar…
4- heyecanınızı ne öldürür?
Sahte tepkiler…
5- en sevdiğiniz ses nedir?
Kendi sesim… Özellikle M.JD ile bütünleştiğim an sesimdeki kuvvet ve umursamazlığa hayranım…
Devamı »
Her Son Bir Baslangic
Kadere inanmak da olasilik dahilindeydi, ama o hep bu olasiligi gozardi etmisti.. Hayatini kendisinin belirleyecegini sanmisti, ne buyuk bir yanilgi. Korkularini gostermemeye calistikca, daha da guclu sekilde ortaya cikiyordu.. Kendisinden buyuk bir gucun varligi , siyrilip kurtulamayacagi sekilde onu kendisine cekiyordu..

Ipler baglanmis ve her saniye, onceden belirlenmis ona yaklastiriyordu onu belki de hayati boyunca.. Ama o bu ipleri sona yaklastikca farketmisti.. Olacagina ihtimal dahi vermiyordu boyle bir seyin.. Buna benzer hikayeler duymus ama bir turlu inanmak istememisti.. Oyle ya o her seferinde kendini tasmalamak isteyenlere karsi mucadele ediyordu ve kimse bunu basaramamisti.. Ama asil gozden kacirdigi boynuna baglanmak istenen seyden kurtulmaya calisirken ayagina baglanan ve hem de siki sikiya baglanan ipti..
Devamı »
Domme’lar, Kis ve İstanbul …(Jason Bourne)
BDSM denen, hayatlarımızı kendine, kendini tutkularımıza, günahlarımıza esir eden, tasmanın ucundan tutan elin sisli puslu olduğu bu merede en çok yakışan mevsim hangisidir düşündünüz mü hiç?
Bence kıştır.
Yaz aylarıyla hımbıllaşıp gevşeyen doğanın sarsıcı bir gerçeklikle silkinip asıl dirilişini yaşadığı mevsimdir kış.

Üstünlüklerine samimiyetle inandığımdan benim için her biri ayrı saygınlıkta ve domme, ama genlerinde yatandan bihaber olanların çoğunluğu oluşturduğu yalnız kadınları şevkatle sarmalayan tek mevsimdir aslında. İçtenmiş gibi gözüken, aklınıza gelebilecek tüm günahlara vize veriyormuşçasına cömert bir maskeyle dolaşan, fakat rutubetli İstanbul öğlenlerinde yalnızlığın kara humma gibi zihnimize sülük gibi yapışmasına sebep olan yaz aylarından daha merttir kış.
Denizden, sahile yaklaşan karayel, sedef kakmalı deri bir kırbaç gibi Caddebostan sahillerini kamçıladığında dalgakıranların itaatini izlediniz mi hiç hayranlıkla. Ya da bu ritüeli hüzünlü gözlerle izleyen, haylidir tenine yürekten bir erkeğin teni değmemiş olan orta yaşlı kadınların sahil yürüyüşlerine tanık oldunuz mu?
Devamı »
20 Soru – Chilek
Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle..
20 soru kosemin bugunku konugu etkileyici arkadasim Chilek..
Istegimi kirmadi ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..
Tesekkurler Chilek..
1- en sevdiğiniz kelime?
ÇiLeK
2- nefret ettiğiniz kelime?
(Bir “kelime” olduğundan emin olmamakla birlikte) “ yoff ”
3- ne sizi heyecanlandırır?
Zeka parıltısı görmek
4- heyecanınızı ne öldürür?
Salaklık
5- en sevdiğiniz ses nedir?
Dalga sesi
Devamı »
20 Soru – Pussycat
Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle..
20 soru kosemin ilk konugu herkesin en azindan nickini bildigi Pussycat..
Yogun calismalar sonucu ulastim ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..
1- en sevdiğiniz kelime?
Neden?
2- nefret ettiğiniz kellime?
Demagoji
3- ne sizi heyecanlandırır?
Sadizm =)
4- heyecanınızı ne öldürür?
Hevessizlik
5- en sevdiğiniz ses nedir?
Viyolonsel
OWK Queen’s Guard
Kralice’nin Muhafizlari’nin gorevi OWK topraklari ustunde gecerli kanun, kararname ve direktiflerin uygulanmasini saglamaktir.. Bunun otesinde polis gucu, zindan koruma ekibi, gumrukler, guvenlik ve koruma gorevlerini yurutur ve kriminal olaylarda sorusturma birimi olarak gorev yapar..
Not: Daha fazla resim icin ismin ustune tiklayin.. Click on the names to see the full gallery..
Kralice’nin Muhafizlari’nin Yapisi
Headmistress of the Queen´s Guard

Lady Officers




Guardesses


Madame Danielle






Amsterdam’da Bir Garip Hikaye (Onur666)
I
tamı tamına 3 ay olmuştu, Paris’ten Amsterdam’a, abimin yanına taşınalı…ve tam 1 ay olmuştu, abimin “sıkıldım Honoré… buralar senin artık” diyip gidişinin üzerinden…evet benimdi artık “buralar”…ha bu arada adım Jacop, abimin bana Honoré demesinin sebebini tam çözememekle beraber Paris’te sanat eğitimi almama bağlıyorum…ama seviyorum o ismi ne hikmetse daha az sıradan bir isim gibi geliyor kulağa…neyse uzatmayacağım…dedim ya benimdi artık “buralar”, peki ya neydi artık benim olan “buralar”…aslen Maltalıyız, ailem babamın “yuppiliği” nedeniyle 70′lerde Amsterdam’a yerleşmiş…burada da abim Silvio ve ben gelmişiz dünyaya…babam ben Paris’teyken ölünce, annem Malta’ya geri döndü…neyse işte şimdi burdayım, ve abimin “buralar” derken kastettiği coffeshop’u işletiyorum…çevredeki diğer coffeshoplara göre ufacık bi dükkan bizimkisi adı Zion…burayı işletmek kolay gelirdi bana Silvio başındayken…zira sadece dumanlanmak için uğrardım…şimdi anlıyorum kazın ayağının asıl şeklini…

hareketsiz aylardaydık, şehirde hemen hemen hiç turist yoktu, bi kaç junkee dışında dükkanıma uğrayan yoktu…böyle oluca abimin dealer’ı Jay Jay’in el altından sağladığı müthiş Jamaica otunun tadını ben yalnız başıma çıkaracağım diye seviniyordum bir yandan da…işler gayet kesat olduğu için de sık sık kapıyı kilitleyip arkadaki atölyemde duman etkili resimler yapıyordum…asıl anlatmak istediğim de burda başlıyor zaten…bir gün ayaklarımı uzatmış babamın eski çubuğuna süper kalite Jamaica mahsulünden doldurmuş üflüyordum, ilk deneyişimdi bunu, hatta J.J “böylesini Grassoppers(amsterdamın en büyük ve popüler coffeshop’u) ‘da bile bulamzsın” demişti…
Plastik Kablo ve Zavallı Bilekler (Onur666)
Zihnimde mi yankılanıyordu bu ses yoksa 1 metre kadar üzerinde sallandığım taş zeminde mi, emin değilim…ama gittikçe yaklaşıyordu…
Eklem yerlerim bilmem kaçıncı saatten sonra yalvarıp bağırmayı bırakmıştı…şimdi sadece, ince ama keskin bir sızı kalmıştı plastik kabloların sardığı ve tüm ağırlığımı taşıyan -en zavallı yerim olan- bileklerimde…

TAK!TAK!TAK!
duyuyorum sigarasının dumanını üflüyor şimdi!…duruyor…bilmiyorum ne kadar yakın bana…bilmiyorum,lanet bantlardan göremiyorum,o görüyor mu beni…ve bilmiyorum ne kadar dayanır bileklerim…ama o biliyor…herşeyi bildiği gibi…ve görüyor ve bekliyor…ne kadar daha direnebilirim teslim olmamaya…teslim olmamak mı(?)…burda tavanda asılı olan kim be adam!neden direniyorsun mini minnacık olmamaya…ya da nasıl direnirsin hala…tek gerçek direnç bileklerinde şimdi…kan sızan,morarmış zavallı bileklerinde…
Devamı »
Leave a Comments
Leave a Comments
Leave a Comments







