Archive for Nisan 22nd, 2008
20 Soru - Pussycat
Marcel Proust, Bernard Pivot ve James Lipton’a tesekkurlerimle..
20 soru kosemin ilk konugu herkesin en azindan nickini bildigi Pussycat..
Yogun calismalar sonucu ulastim ve blogum icin kendisi 20 soruyu cevapladi..
1- en sevdiğiniz kelime?
Neden?
2- nefret ettiğiniz kellime?
Demagoji
3- ne sizi heyecanlandırır?
Sadizm =)
4- heyecanınızı ne öldürür?
Hevessizlik
5- en sevdiğiniz ses nedir?
Viyolonsel
OWK Queen’s Guard
Kralice’nin Muhafizlari’nin gorevi OWK topraklari ustunde gecerli kanun, kararname ve direktiflerin uygulanmasini saglamaktir.. Bunun otesinde polis gucu, zindan koruma ekibi, gumrukler, guvenlik ve koruma gorevlerini yurutur ve kriminal olaylarda sorusturma birimi olarak gorev yapar..
Not: Daha fazla resim icin ismin ustune tiklayin.. Click on the names to see the full gallery..
Kralice’nin Muhafizlari’nin Yapisi
Headmistress of the Queen´s Guard

Lady Officers




Guardesses


Madame Danielle






Amsterdam’da Bir Garip Hikaye (Onur666)
I
tamı tamına 3 ay olmuştu, Paris’ten Amsterdam’a, abimin yanına taşınalı…ve tam 1 ay olmuştu, abimin “sıkıldım Honoré… buralar senin artık” diyip gidişinin üzerinden…evet benimdi artık “buralar”…ha bu arada adım Jacop, abimin bana Honoré demesinin sebebini tam çözememekle beraber Paris’te sanat eğitimi almama bağlıyorum…ama seviyorum o ismi ne hikmetse daha az sıradan bir isim gibi geliyor kulağa…neyse uzatmayacağım…dedim ya benimdi artık “buralar”, peki ya neydi artık benim olan “buralar”…aslen Maltalıyız, ailem babamın “yuppiliği” nedeniyle 70′lerde Amsterdam’a yerleşmiş…burada da abim Silvio ve ben gelmişiz dünyaya…babam ben Paris’teyken ölünce, annem Malta’ya geri döndü…neyse işte şimdi burdayım, ve abimin “buralar” derken kastettiği coffeshop’u işletiyorum…çevredeki diğer coffeshoplara göre ufacık bi dükkan bizimkisi adı Zion…burayı işletmek kolay gelirdi bana Silvio başındayken…zira sadece dumanlanmak için uğrardım…şimdi anlıyorum kazın ayağının asıl şeklini…

hareketsiz aylardaydık, şehirde hemen hemen hiç turist yoktu, bi kaç junkee dışında dükkanıma uğrayan yoktu…böyle oluca abimin dealer’ı Jay Jay’in el altından sağladığı müthiş Jamaica otunun tadını ben yalnız başıma çıkaracağım diye seviniyordum bir yandan da…işler gayet kesat olduğu için de sık sık kapıyı kilitleyip arkadaki atölyemde duman etkili resimler yapıyordum…asıl anlatmak istediğim de burda başlıyor zaten…bir gün ayaklarımı uzatmış babamın eski çubuğuna süper kalite Jamaica mahsulünden doldurmuş üflüyordum, ilk deneyişimdi bunu, hatta J.J “böylesini Grassoppers(amsterdamın en büyük ve popüler coffeshop’u) ‘da bile bulamzsın” demişti…
Plastik Kablo ve Zavallı Bilekler (Onur666)
Zihnimde mi yankılanıyordu bu ses yoksa 1 metre kadar üzerinde sallandığım taş zeminde mi, emin değilim…ama gittikçe yaklaşıyordu…
Eklem yerlerim bilmem kaçıncı saatten sonra yalvarıp bağırmayı bırakmıştı…şimdi sadece, ince ama keskin bir sızı kalmıştı plastik kabloların sardığı ve tüm ağırlığımı taşıyan -en zavallı yerim olan- bileklerimde…

TAK!TAK!TAK!
duyuyorum sigarasının dumanını üflüyor şimdi!…duruyor…bilmiyorum ne kadar yakın bana…bilmiyorum,lanet bantlardan göremiyorum,o görüyor mu beni…ve bilmiyorum ne kadar dayanır bileklerim…ama o biliyor…herşeyi bildiği gibi…ve görüyor ve bekliyor…ne kadar daha direnebilirim teslim olmamaya…teslim olmamak mı(?)…burda tavanda asılı olan kim be adam!neden direniyorsun mini minnacık olmamaya…ya da nasıl direnirsin hala…tek gerçek direnç bileklerinde şimdi…kan sızan,morarmış zavallı bileklerinde…
Devamı »
Comments(3)

