Archive for the 'Jason Bourne' Category

Domme’lar, Kis ve İstanbul …(Jason Bourne)

BDSM denen, hayatlarımızı kendine, kendini tutkularımıza, günahlarımıza esir eden, tasmanın ucundan tutan elin sisli puslu olduğu bu merede en çok yakışan mevsim hangisidir düşündünüz mü hiç?

Bence kıştır.

Yaz aylarıyla hımbıllaşıp gevşeyen doğanın sarsıcı bir gerçeklikle silkinip asıl dirilişini yaşadığı mevsimdir kış.

Üstünlüklerine samimiyetle inandığımdan benim için her biri ayrı saygınlıkta ve domme, ama genlerinde yatandan bihaber olanların çoğunluğu oluşturduğu yalnız kadınları şevkatle sarmalayan tek mevsimdir aslında. İçtenmiş gibi gözüken, aklınıza gelebilecek tüm günahlara vize veriyormuşçasına cömert bir maskeyle dolaşan, fakat rutubetli İstanbul öğlenlerinde yalnızlığın kara humma gibi zihnimize sülük gibi yapışmasına sebep olan yaz aylarından daha merttir kış.

Denizden, sahile yaklaşan karayel, sedef kakmalı deri bir kırbaç gibi Caddebostan sahillerini kamçıladığında dalgakıranların itaatini izlediniz mi hiç hayranlıkla. Ya da bu ritüeli hüzünlü gözlerle izleyen, haylidir tenine yürekten bir erkeğin teni değmemiş olan orta yaşlı kadınların sahil yürüyüşlerine tanık oldunuz mu?
Devamı »

Kolenin Aski, Ve Kapanan Pencereler.. (Jason Bourne)

Aşkın, BDSM oryantasyonuna halel getirdiğine, bu özel duruşun tutkusuna zarar verdiğine inanırdım “asıl ben”i henüz keşfettiğim yıllarda.

Büyük konuşurudm bu mevzuuya dair o sebeple..Hem de çok büyük.

Ve Tanrı’ nın en büyük hazlarından birisinin, büyük konuşan kullarına o büyük lokmaları yalatıp yutturmak olduğunu da pek bilmezdim, ama gün geldi, öğrendim.

Bundan yaklaşık üç bucuk yıl önce yuttum o büyük lokmaları. Aniden aklıma düşüşünün sebebiyse, acımı katladı. Öğrendim ki, o zamanlar, o da bana aşıkmış.

O aşkı hükmetmenin doğasına serpiştirip yakıştıramadığından, ben aşkımı köleliğimin önüne geçer mi diye tedirgin olduğumdan birbirimize söyleyemedik.

Şairin dediği gibi, “Gözleri, kıyametim olurdu” o zamanlar…

Geri çekilir miydiniz? Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız? Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?

Beraber mahvolacağınız birini bulmak…
Devamı »

Dominant, Guclu Ama Yalniz Kadinlar (Jason Bourne)

Her birimizin hayatlarının başkenti, güçlerine pazarlıksız teslimiyet için hayatlarımızı emnyet kemerlerinden sıyırarak ellerne bıraktığımız dominant kadınlar.

Özde hükmetmeyi, yönetmeyi, kontrolü seven, ama her biri Tanrı’ nın ruhlarına üflediği farklı doğalar farklı karakterlerle hayatlarını sürdüren dominant kadınlar var.

Ve her nedense güçlerine, bağımsız duruşlarına hayranlık duyduğumuz bu kadınların ciddi bir çoğunluğunun ne kadar onulmaz bir yalnızlık acısıyla, ne denli tuhaf gel-gitler yaşadıklarını göremez çoğumuz.

Onlar her ne kadar “Tanrıça” nitelemesiyle anılsalar da yalnızlığın, onları da yaratan Tanrı’ ya mahsus olduğu gerçeği, tenlerimizi tutuşturan aidiyet tutkusunun önüne geçemez.

Hizmet edebilmek ve hazlarına adanmak üzere biraraya geldiğiniz o kadınların, siz ayrılıp geri döndüğünüzde nasıl bir koza içine girdiğini düşündünüz mü hiç. Beni çok yaralar işte bu, hem de çok…
Devamı »

Kadinlarin Golgesi (Jason Bourne)

“Köle” sıfatına haiz, bu yaftayı taşıyarak yaşamını taçlandırmayı seçenlere, kutbun diğer ucunda yaşayan domme kadınlar tanışma seremonilerinde bir çok soru sorarlar.

Adımızı, mesleğimizi, ikamet ettiğimiz lokasyonu, sınırlarımızı ya da sınırsızlıklarımızı v.b.

Ama tuhaftır ki, çok azı en keskin ve yanıtı her şeyi tek celsede nete getirecek o soruyu sorar.

“NEDEN KÖLESİN?”

Her birimizin bu soruya vereceği yanıtlar muhteliftir şüphesiz. Fakat benim, sayısını anımsayacağım kadar nadiren karşılaştığım bu soruya yanıtım hep aynıdır. Kadınların hem mental, hem de kimyasal üstünlüklerine yürekten inandığım için… Tanrı her birinin doğasına ruhundan bu gücü üflemiştir, kimileri keşfeder, kimileri yaşadıkları sosyal çevre ve türlü etkenler yüzünden tetiklenemediğinden DNA’ larında yatan bu kudretten bihaber yaşantısını sürdürür.

Erkeksi, daha kaba, daha sert olan erkek, aldatıldığını ancak kadın kendisine söylediğinde anlıyor. Daha kırılgan, daha zayıf, hatta daha kadınsı olan erkek ise aldatıldığını kadının davranışlarındaki çok küçük değişikliklerden seziyor. Ama ikisinin de aldatılmaya tepkisi hemen hemen aynı. İkisi de aynı soruları soruyorlar.
Devamı »

Kadinlar Lilith’ den mi Geliyor, Havva’dan mi? (Jason Bourne)

İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başlıyor, öyle mi? Eski bir yahudi efsanesine göre, bu öykü Adem’le Havaa’dan öncesine uzanıyor. Yani Adem’in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyuncagizlice aramızda dolaşıp, her kadın-erkek tartışmasında kendini gösterse de onu çok az tanıyoruz.

Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith’i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu iki insan çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Günümüz çiftlerinin sorunlarından farklı değildir. Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkar. Özellikle cinsel ilişki sırasında Adem’in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith’i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek konusunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalrının zor olacağına karar verip Tanrı’nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith’in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve onlardan çocuklar doğurur.

Bu arada cennette yalnız kalan Adem, Tanrı’ya dua ederek Lilith’i geri ister. Tanrı, Sanvai, Sansanvai ve Semangelof isimli üç meleği geri çağırmak üzere Lilith’e gönderir. Meleklere, dönmediği takdirde her gün yüz çocuğunun öldürüleceğini emreder. Ama, o kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Ve tehdit yerine getirilir…
Devamı »