Kadinlarin Golgesi (Jason Bourne)

“Köle” sıfatına haiz, bu yaftayı taşıyarak yaşamını taçlandırmayı seçenlere, kutbun diğer ucunda yaşayan domme kadınlar tanışma seremonilerinde bir çok soru sorarlar.

Adımızı, mesleğimizi, ikamet ettiğimiz lokasyonu, sınırlarımızı ya da sınırsızlıklarımızı v.b.

Ama tuhaftır ki, çok azı en keskin ve yanıtı her şeyi tek celsede nete getirecek o soruyu sorar.

“NEDEN KÖLESİN?”

Her birimizin bu soruya vereceği yanıtlar muhteliftir şüphesiz. Fakat benim, sayısını anımsayacağım kadar nadiren karşılaştığım bu soruya yanıtım hep aynıdır. Kadınların hem mental, hem de kimyasal üstünlüklerine yürekten inandığım için… Tanrı her birinin doğasına ruhundan bu gücü üflemiştir, kimileri keşfeder, kimileri yaşadıkları sosyal çevre ve türlü etkenler yüzünden tetiklenemediğinden DNA’ larında yatan bu kudretten bihaber yaşantısını sürdürür.

Erkeksi, daha kaba, daha sert olan erkek, aldatıldığını ancak kadın kendisine söylediğinde anlıyor. Daha kırılgan, daha zayıf, hatta daha kadınsı olan erkek ise aldatıldığını kadının davranışlarındaki çok küçük değişikliklerden seziyor. Ama ikisinin de aldatılmaya tepkisi hemen hemen aynı. İkisi de aynı soruları soruyorlar.

İlk öğrenmek istedikleri “diğer herifin” yatakta nasıl olduğu, nasıl seviştiği.
Bir kadın asla bu sığ sularda debelenmez. Ve hatta bir kadını, beraber olduğu erkeğin bir başka kadınla sevişmesinden daha çok, o kadına sarılarak uyuması ya da duygusal titreşimler yaralar.
Bir örümcek türü var.

Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.

Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.

Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.

Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.

İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.

Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.

Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor. Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor. Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.

Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.

Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz. Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.

Alıyorsunuz da…

Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.

Aşksız bir sevişmenin, bir kadının bilincinin gizli bölmelerinde nasıl değerlendirildiğini, kendisini bundan dolayı farkında olmadan nasıl suçlayabileceğini kim bilebilir?

Bir kadın sadece sevişmek için değil ama “o erkekle” sevişmek istediği için, “o erkeği” sevdiği için seviştiğini düşündüğünde, ruhun her zaman affedilmeye hazır istekleri, bedenin her zaman suçlanan arzularına kendi damgasını vurmuş oluyor, “aşk” sevişmeyi kutsuyor, onu ruhun erdemli çeşmesinde yıkayarak yeniden vaftiz ediyor.

Ama biz erkekler sadece içine sıkıştığımız dakikaların telaşıyla kendi sığ sularımızda boğuluyoruz.

Yeni bir hayatın oluşumu için gereken fizyolojik şartları oluşturmak için neden Tanrı bizleri değil de kadınları seçti dersiniz? Neden bir hayatı dünyayla buluşturabilenler biz değiliz de kadınlar? Neden onlar doğurganlık gibi kutsal bir emanete bizden daha çok layık görüldüler. “Pipi” lerimizin ucundan ayıklanacak bir kaçmilimlik et parçasının korkusuyla ağaç tepelerine tırmanan erkeklerden kaçı o sürecin birbirinden sancılı anlarını empatiyle düşündü?

Ben, günahı severim. Bu sevgi, bir günahkar olmamdan, günahın baş döndürücü girdaplarında kayboluşun olağanüstü hazlarına düşkünlüğümden değildir sadece.İnsanoğluna sunulabilecek en büyük ödül olan cennette doğmalarına rağmen Havva’yla Adem’in uğruna o cennetten kovulmayı bile göze almaları bize günahın çıldırtıcı çekiciliği hakkında bir fikir verir zaten.

Tanrı’ ya en yakın olan ilk insanın kanına ilahi güçten daha çok nüfuz edebilen tek güçtü kadın.

Dominant güdülerinin farkında olmayan kadınların dahi gözlerinde, tavırlarında şu özgüveni görürsünüz, adeta derler ki; ” Şu koca dünyada, yanında ben olmadan, tek başına hiçbir şeyi kusursuz yapamayacağını biliyorum; ikimiz birlikte olmadan, kadınları baştan çıkarmada bile mükemmel olamayacaksın. Şimdi beni anlamaya başlıyor musun? Ben senin yaşamınım, hayatının diğer yarısı benim. Ben yanında olmazsam, sen ne tam bir insan, ne gerçek bir sanatçı, ne doğru dürüst bir oyuncu, ne de yolcu olabilirsin, aynı şekilde ben de sen yanımda olmadan gerçek bir kadın olamam.’

Erkeklerin belki de hiçbir zaman ulaşamayacağı böylesine korkunç bir bağlanışın şahikasına ulaştığında, kadın, yeryüzünde yaşayan herkesten ayrıldığına, eşsizleştiğine, kaderi değiştirecek bir gücü ele geçirdiğine inanır; öylesine koyu bir kedere ve öylesine parlak bir mutluluk hayaline sahiptir ki geceleyin gökyüzünde ışıklar içinde yanan bir gökkuşağı gibi yaşar.

En koyu karanlık ondadır. En yakıcı parlaklık da… İşte o zaman, büyük bir inançla fısıldar.

– Seni en çok ben severim… Kimse seni benim gibi sevemez.
Hissettiği sevginin bütün engelleri yok edebileceğini haykırır.

“Bir yargıç gibi seni huzuruma çağırıyorum. Seni yepyeni bir yaşama uyandırmak istiyorum, yürümekte olduğun yoldan seni çekip alıyor, bağlı olduğun bütün kuralları söküp atıyorum, çünkü tüm bunlardan daha güçlüyüm, çünkü ben seni seviyorum.”

Sevdiği erkeğin aldırmazlığına, “alçaklığına”, yalanlarına, korkaklığına, sevgiyi kavrayamayan sığlığına rağmen bir çöl gecesi gibi ıssız ve soğuk geçen yaşamını bir mucizeye çevireceğine olan inancı hep o aşktan beslenir. Bir kadın, hissettiği ve kendisini değiştiren büyük aşkın erkeği nasıl değiştiremediğini, erkeğin, karşısında elmastan yontulmuş bir heykel gibi duran bu aşktan nasıl etkilenmediğini hiç kavrayamaz.

Aşık bir kadının korkusuzluğu, aşkına olan güveni, mucizelere olan inancı yanında herkes biraz korkak, güçsüz ve zavallı kalır. Sevdiği erkeğin kendisi kadar güçlü olamadığını görür kadın.Ona rağmen sevmekten vazgeçmez. Erkekteki bütün zaafları kendisinin iyileştirebileceğine, onun korkularını kendisinin geçirebileceğine, onun açgözlü mutsuzluğunu doygun bir mutluluğa çevirebileceğine olan güvenini hayatın kendisi bile sarsamaz.

Biz erkeklerse kadınların himayelerindeyken görkemliş kanatlarıyla gökyüzünde elipsler çizen albatrolslar gibiyizdir. Ama kadınlar eletek çekip bizi kendimizle bıraktıklarında hayatın güvertesine sertçe düşeriz. Ve tıpkı o güverteye düşen albatrosları pipolarıyla iteleyerek dalga geçen balıkçılar gibi, hayat da bizi dilediğince itekler.

Ama bir kadını asla.

“Seni en çok ben seviyorum,” demeyi bilmez bir erkek, ne bunu diyebilecek bir güveni, ne sevgiler arasında “en çok” olmasını sağlayacak bir rekabete tahammülü, ne bütün ruhunu karşısındakine açacak bir cesareti, ne de sevginin gücüne böylesine bir inancı vardır.

Sevginin ona hayatı değiştirecek bir güç vereceğine değil, onu hayatı kaybetmesine yol açacak bir güçsüzlükle sakatlayacağına inanır. Sevmek durmaktır. Erkek, durmaktan korkar, o kendi varlığını sadece hareket halindeyken hissedebilir çünkü, durduğunda saçları kesilen Samson gibi gücünü yitireceğini sanır.

Köle olduklarının idrakında olan erkekler ve idrak edemeyen erkekler vardır aslında. Özgür doğmayız. Her erkek, bir kadının rahminden doğar, ve kadınların gölgeleri ölene dek üzerilerine düşecektir.

Görebilenler vardır, ve göremeyenler.

No comments yet

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: