Kolenin Aski, Ve Kapanan Pencereler.. (Jason Bourne)

Aşkın, BDSM oryantasyonuna halel getirdiğine, bu özel duruşun tutkusuna zarar verdiğine inanırdım “asıl ben”i henüz keşfettiğim yıllarda.

Büyük konuşurudm bu mevzuuya dair o sebeple..Hem de çok büyük.

Ve Tanrı’ nın en büyük hazlarından birisinin, büyük konuşan kullarına o büyük lokmaları yalatıp yutturmak olduğunu da pek bilmezdim, ama gün geldi, öğrendim.

Bundan yaklaşık üç bucuk yıl önce yuttum o büyük lokmaları. Aniden aklıma düşüşünün sebebiyse, acımı katladı. Öğrendim ki, o zamanlar, o da bana aşıkmış.

O aşkı hükmetmenin doğasına serpiştirip yakıştıramadığından, ben aşkımı köleliğimin önüne geçer mi diye tedirgin olduğumdan birbirimize söyleyemedik.

Şairin dediği gibi, “Gözleri, kıyametim olurdu” o zamanlar…

Geri çekilir miydiniz? Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız? Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?

Beraber mahvolacağınız birini bulmak…

Bu bir şans mı, şanssızlık mı?

Belki öyle birini aramayız, korkarız öyle bir arayışa girmekten ama ya karşımıza çıkarsa o, sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek… İşte sahibim olan kadın, öyle biriydi.

Doğuştan sahip olduğum, memleketim, dinim, adım v.b. hakedilmemiş, otomasyon olarak beraberimde gelen sıfatlarımdan, çalıp emek vererek kazandığım sıfatlara, kariyerime varıncaya dek hepsinden bir celsede vazgeçmek, ve sahip olacağım tek sıfatın “O” na ait olmaktan ibaret kalmasını istemiştim. Her insanın, oranları değişmekle beraber sahip olduğu “emniyet kemer” lerinden soyunup sadece bana reva göreceklerine adamıştım kendimi. Ve her gün, binlerce erkeğin binlerce kadına sarfetiği “aşk” bence böyle yaşanması gereken bir cesaretti.

Esareti kabullenişim, cesaretimden değil miydi. Kölelik bu yüzden herkesin harcı olamayacak kadar özel bir sıfat değil miydi?

Evet, kesinlikle öyleydi. Ama o da ben de aşkın hummasından zihnimize inen perdeyi aralamayı beceremedik.

“Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim,” derdi gözleri…Ve ben yürümekte bir an olsun tereddüt etmedim. Ama “Size aşığım” diyemedim. O da diyemedi.

Lilith’ in soyundan geldiğine inandığım dominant kadınların, diğer kadınlardan farklı olarak hayatımıza kattıkları o akıl almaz ve delilik sınırına yaklaştıran tutkunun bir benzeri var mıdır. Tanrı neden bu dehşet verici güzelliğin içine bazılarımızı salarken aşkı bunca renk içinde sadece GRİ renkte bıraktı?

Domme kadınların, başka hiçbir zaman, başka hiçbir yerde söyleyemeyecekleri sözcükleri fısıldayan dudakları, onların içlerinde bir başka canlı gibi taşıdıkları dişiliklerini ılık ve telaşlı soluklarıyla nasıl yeniden doğuruyor, terli saç dipleri, istekle gerilen bereketli kasıkları, kölelerinin enzimleriyle yakamozlanan tabanları, kapanan gözleriyle ölümün büyük unutuşuna dokunarak, nasıl yeni bir hayata ancak özgürlüğümüzü öldürerek can veriyor?..

O kadar benden, tenimdendi ki, herhangi bir yerde adı zikredilerek “…… kim?” diye sorsalar, “Benim” demekten imtina etmezdim.
O kadar korkardım ki onun hayatıma dokunmaktan vazgeçmesinden, uyurken göz kapaklarına gizlenmek ve hiç çıkmamayı dilerdim.

Birbirimize aşkımızı hiç söyleyemedik.

O bna bunu itiraf etseydi, gözümde zayıf düşmesi ya da dünyevileşmesi şöyle dursun, her hücremi uğrattığı işgal daha da büyür, zaten katışıksız olan itaatim ve sadakatim bambaşka bir renk kazanırdı.

Ben de ona itiraf ettiğimde aramızdaki katmanların nasıl değişeceğini bilemediğimden hep korkmuştum.

O yıllarda, bana dair hislerinin sadece bildik domme duyumsamalarından ötede bir coğrafyada olduğunu hissetmiştim ama inanmama engel olmuştu duyduğum ürperti.

Uzun zaman öncesinde bir yıla yakın zaman boyu ilişki yaşadığım bir kız arkadaşıma rastlamıştık. Sahibem masada kahvesini yudumlarken ben kitap reyonundan alışveriş yapıyordum. Daha teslimiyetimin başlangıcında “sosyal hayatım ya da kadınlarla birlikteliğim noktasında özgür olduğumu, tenimin değil, ruhum ve kişiliğimin paha ettiğini söylemiş ve sınırları netlemişti. Buna rağmen bir başka kadınla beraberlik bir yana, tenime bir başkasının değmesinden dahi irite olacak kadar bağlanmıştım O’ na…

Rastlaştığım eski sevgilimle birbirimize hal hatır sorduktan sonra, sarılarak vedalaştık. Ben, eski sevgilimin içinde hep ukdeydim. O da bu ukdeyi hissettirircesine sevgiyle sarılıverdi bana. O bana sımsıkı sarılmış haldeyken, omuzlarının arkasından beni izleyen Sahibemin gözlerindeki ifadenin kanatıcı öfkesini görmüştüm.

Ve işin kötü yanı, o da bunu “gördüğümü”, kokusunu aldığımı anlamıştı.

Domme kadınların diğer bildik kadınlarla ortaklaşa yegane paydalarından biri de bu çığlık atarak çok şey söyleyen bakışlarıdır. O sıradaki ses, gerçekten hem ürkütücü hem de çok üzücüdür.

Çünkü yapmaya hazırlandığı hareketin, bütün hayalleri ebediyen yok edeceğini bilir.
Erkek bu sesi duymadığında, kendini ve erkeğini hayat boyu yaralayacak hamleyi yapmak için yola çıkar.

Hemen hemen her konuda çok karmaşık duyguları, olayların her türlü ayrıntısını tek tek fark eden büyük bir algılama yeteneği olmasına rağmen kadının intikamı genellikle tek ve basit bir hamledir.

Bir erkeğin canını en fazla bir başka erkeğin acıtacağını içgüdüleriyle bilir.

Bu darbeyi indirmeden önce sesi yeniden yumuşar, davranışları sokulganlaşır, erkeğin kendini tamamıyla güvende hissetmesini sağlar, ruhundaki yarayı ve intikam isteğini saklar.

Kaplanın pençesi açılır.

“Hedefinin” iyice yakına gelmesini sağlar.

Erkeğin kendini iyice güvende hissettiğine, iyice kendine yakın durduğuna inandığında da vurur.

Kendilerini kibrin körlüğüne kaptırmış bütün erkekler bu pençe indiğinde şaşırırlar.

Daha önceki bütün işaretlere, gözyaşlarına, soğuklaşan sese, gizli yakarışlara, yeniden beliren yakınlığa karşın erkek tamamen hazırlıksız yakalanır.

Ait olduğum o hanomefendi gibi vahşi olanlar, tarih boyunca unutulmayacak ve dilden dile gezecek bir biçimde, erkeğin bütün varlığını, güvenini, ruhunu parçalayacak bir şahmerdan gibi korkunç bir vuruşla alırlar intikamlarını.

Kalabalıkların önünde yaralanan kadınlar ise intikamlarını kalabalıkların önünde alırlar.

Ondan sonra ağlayan, yakınan, söylenen, Victor Hugo’nun deyimiyle “sevilmediği için bayağılaşan” erkekler görürsünüz.

Böyle bir darbe aldığında ağır biçimde yaralanmayan bir erkek yoktur.

Ve, bu darbe bir erkeğin kendi varlığının çevresinde oluşturduğu parlak zırhı parçalar, onun altından onun varlığının özü çıkar.

Sanırım bir erkeğin nasıl biri olduğunu en iyi bu zamanlarda anlarsınız.En derininde gizli olan, bir ceset gibi suyun yüzüne vurur.Bayağılığı, çirkinliği, güçsüzlüğü, ucuzluğu ya da tam tersi soyluluğu, gücü, zarafeti böyle zor durumlarda anlaşılır.
Erkeklerin aralarındaki farkları onların acıyı taşıma biçimlerinde görürsünüz.

Çünkü o pençe ruhlarına yapıştığında hiçbiri kendini saklayamaz.

Benim derinliklerimden, suyun üzerine çıkan suretse aşkım olmuştu sadece. Ve ben, o hamleyi ancak aşık bir kadının yapabileceğini tahlil edemeyecek kadar karmaşıktım o yıllarda.

Bir gün, her zaman olduğu gibi Moda’ daki evine çağırdı beni, gittim.

İçeri girer girmez dizlerimin üzerinde beklemeye koyuldum. Her taşı hafızama mühürlü o upuzun koridordan yüksek ökçeli çizmeleriyle ağır adımlarla yürüyerek karşıma geldi. Merhametsizliği, gücü, sevgiyi, tutkuyu, öfkeyi, huzuru aynı anda emziren o düş kapanı gibi gözlerine bakmam için eliyle çenemde tutarak kafamı kaldırarak, şöyle demişti bana;

– Bitti Burak, artık özgürsün. Çıkıp gideceksin, ve bana gerekçeme dair tek soru sormayacaksın.

O cümlenin bitiminde yüreğimdeki sarsıntıyı, ruhumun nasıl acıdığını bugün dahi aynı tesirle hatırlıyorum. Gözlerimdeki yakarışı, bakışlarını kaçırmadan izlemeye çalıştı, yapamadı. Salona doğru yürüyerek sigarasına uzandı. Arkası bana dönük olduğu halde ağızlığına takarak yaktığı sigarasından derin bir nefes çektikten sonra “Sana git dedim” diyerek koltuğa oturdu.

Evden çıkıp, gözlerimden akan sicim gibi yaşlarla merdivenleri indim. Yere yıkılmamak için kendimle savaşıyordum. Sokakta yürüyerek ilerlerken hayata felç inmesinin ne demek olduğunu ilk kez deneyimledim, tattım. Nasıl ki gözlerine izni olmaksızın başımı kaldırıp bakamıyor idiysem, o anda da geri dönüp pencereden sırtıma dek işleyen bakışlarıyla karşılaşmaya cesaret edemiyordum. Ama biliyordum, benim gidişimi izliyordu…

Yıllar sonra öğrendim ki, benim soğuk umarsız bir ifade görmekten korkarak geri dönüp bakmadığım o gözlerde sadece mayıs sabahlarının kızıllığını andıran bir uykusuzluk ve gözyaşı varmış.

Keşke baksaydım.

Keşke baksaydım ve ona aidiyetimin ilk ve son itaatsizliğini yaparak kapısına gelerek gözlerinin en dip noktasına kitlenerek “Siz söylemeseniz de biliyorum. Ama ben söyleyeceğim. Kendi tenimden, canımdan, hayata dair her şeyden daha fazla seviyorum sizi, sonsuz bir aşkla titriyorum, ve bu hep böyle kalacak. Sizin bana duyduğunuz aşk, sadece çok az köpeğe nasip olacak ayrıcalıklı bir gurur yaşatacak bana. Gücünüze duyduğum hayranlık artacak…” diyebilseydim.

Ne O söyleyebildi, ne de ben.

Ben o pencereye dönüp bakamadım.

Hayatı ıskalamamanın en önemli yaşam sanatı olduğunu daha iyi biliyorum artık.

O Pencere, hem O’ nun hem de benim geleceklerimizin, mutluluğumuzun üzerine kapandı.

Söyleyemedik işte, Tanrı ve hayat bizi affetsin…

2 comments so far

  1. pagli on

    O gün geliyor, 10 dakikaya sığacak konuşmayı yapmadığız için bi ömür boyu keşke diyerek yaşıyoruz.. Aradığımız gözler sırtımıza doğrultmuşken bakışlarını, esareti kabullenen cesareti son bi kere gösteremememiz neden??!!

    Gözler kapanır gözyaşı saklanır; bir pencere kapanır, tam arkanda, geçmişine ait en kutsi değer yargın tutuklu kalır. Hayal ettiğin gelecek , mutluluk vaaddeden bi geçmişte dolanıp yok oldu.. Umutsuzluğuna kederleniyorum satır aralarında..

  2. dexagon on

    Kuzen pagli, yorumlarinin devaini bekliyorum diger yazilar icin de.. Jason Bourne umarim gorur yorumunu ve sanirim buna cevap verebilecek kisi de o..

    Keep in touch..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: